İnsan bazı acıları zamanla unuttuğunu sanır. Oysa unutmak çoğu zaman hatırlamaktan vazgeçmektir; hissetmemeyi öğrenmektir. İlk başta can yakan şeyler zamanla sessizleşir, ama kaybolmaz. Sadece biçim değiştirir. Eskiden gözyaşıyla gelen acılar, bir süre sonra ağır bir düşünceye dönüşür. İçte taşınır, konuşulmaz, ama insanın yürüyüşüne, bakışına, sabrına yerleşir.
Hayat ilerledikçe insan duygularını törpüler. Daha az şaşırır, daha az kırılır ya da öyle görünür. Aslında olan şey şudur: Ruh, kendini korumayı öğrenir. Her şeye aynı yoğunlukta tepki vermemek bir savunma biçimidir artık onun için. Çünkü sürekli hissetmek yorucudur. Sürekli üzülmek insanı tüketir. Bu yüzden kalp bazı kapıları sessizce kapatır.
Ama kapatılan her kapının ardında bir şey birikir.
İnsan bazen neden mutsuz olduğunu bile bilmez. Her şey yolunda gibidir; işi vardır, çevresi vardır, günlük telaşı vardır. Yine de içten içe bir eksiklik dolaşır. Sebebi bugünde değildir çoğu zaman. Geçmişte yaşanmış ama tam yaşanamamış duygulardadır. Söylenememiş sözlerde, tutulmuş gözyaşlarında, geçiştirilmiş acılardadır.
İşte tam burada insan fark eder ki bazı yaralar iyileşmez; sadece sessizleşir.
"Anlatırken ağlarım diye anlatamadığım acıları vardır mesela."
Bu cümle çoğu insanın iç dünyasının özeti gibidir. Çünkü bazı acılar vardır; büyüklüğüyle değil, alışılmışlığıyla ağırdır. O kadar uzun süre taşınmıştır ki artık ağlamaya bile gerek duyulmaz. İnsan onları anlatırken sanki başkasının hikâyesini anlatıyormuş gibi sakindir.
Oysa bu sakinlik huzurdan değil, yorgunluktandır.
Zamanla insan acıya alışır. Ve alışmak, iyileşmek değildir. Sadece canın yanmasına rağmen yürümeyi öğrenmektir. Kalp hâlâ sızlar ama beden devam eder. Hayat devam etmeyi öğretir; durup hissetmeyi değil.
Belki de bu yüzden yetişkinlik, çoğu zaman duyguların azalması değil, bastırılmasıdır. İnsan güçlü olmayı öğrenirken hassasiyetini geride bırakır. Dayanıklı olur ama hafif olmaz. Ayakta kalır ama ferahlamaz.
Oysa ağlamak bir zayıflık değil, bir boşalma biçimidir.
Ruhun yük indirmesidir. Ağlayamamak ise yükün içeride kalmasıdır.
Ve insan içeride birikenle yaşadıkça, kendine yabancılaşır. Bir zamanlar onu derinden yaralayan şeyler artık sadece “olmuş bitmiş” gibi anlatılır. Ama gece olunca düşünceler ağırlaşır, kalp sebepsizce sıkışır, içten içe bir yorgunluk çöker. Çünkü bastırılan hiçbir şey gerçekten kaybolmaz.
Belki de en cesur şey, yeniden hissedebilmektir.
Acının can yakmasına izin vermektir.
Gözyaşının gelmesine engel olmamaktır.
Çünkü insan ancak hissettiği kadar iyileşir.
Ve belki de gerçek güç, her şeye alışmakta değil;
alışmamayı göze alabilmektedir.