Songül Demir/Dış Ticaret

Tarih: 29.01.2026 00:27

Bir Kişi İki Yaşam

Facebook Twitter Linked-in

İnsan, çoğu zaman farkında olmadan iki ayrı hayatta yaşar.
Biri görünür olandır; düzenli, tanımlı, makul ve kabul edilebilir. Diğeri ise içerde taşınandır; adı konmamış, ertelenmiş, kimi zaman inkâr edilmiş. Dışarıdaki hayat takvimle ilerler, içerideki ise zaman duygusunu çoktan kaybetmiştir.

Toplumsal düzen, bireyi tek bir hayata sığmaya zorlar. Uyumlu olmayı, güçlü görünmeyi ve devam etmeyi öğretir. Bu yüzden insan, iç dünyasında olan biteni bir süreliğine askıya alır. Sorular bastırılır, çatlaklar örtülür, huzursuzluk “geçici” sayılır. Böylece dışarıya sunulan hayat işler hâlde kalır; içerideki ise sessizce bekler.

Bu bekleyiş masum değildir. Çünkü ertelenen her yüzleşme, zihinsel bir borç yaratır. İnsan fark etmeden yorulur; ama yorgunluğun kaynağını adlandıramaz. Hayat devam eder, hatta başarılar bile gelir. Ne var ki bütün bunların ortasında kişi, kendine yabancılaştığını sezmeye başlar. Kendi hayatının tanığı gibidir artık; içindedir ama ait değildir.

İşte tam bu noktada ikinci hayat kendini hatırlatır. Bazen bir duraksamada, bazen nedensiz bir sıkıntıda, bazen de hiçbir şey eksik değilken hissedilen o tuhaf boşlukta… İnsan anlar ki mesele hayatın ağırlığı değil, hayatın tek parça yaşanamıyor oluşudur.

Çözüm, bu iki hayatı savaştırmak değildir. Biriyle vedalaşıp diğerini kutsamak da değildir. Asıl dönüşüm, bu ikiliği fark edip onu dürüstçe kabul edebilmektir. Güçlü olma hâlinin ardındaki kırılganlığı, ayakta durmanın bedelini ve sustukça büyüyen iç sesi tanımaktır.

Çünkü insan kendini bölerek uzun süre idare edebilir. Alışkanlıklar bunu mümkün kılar. Roller bunu kolaylaştırır. Ancak bu bir yaşam değil, bir sürdürme hâlidir. Gerçek yaşam, insanın kendine dönüp şu gerçeği kabullenmesiyle başlar:
Kendiyle aynı odada kalabildiği gün…
Ancak kendini kabul ederek yaşamaya başlar.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —