Bazen görünmez bir savaşçı olmak demektir. Hayatın her alanında var olmak için mücadele eden, sınırları aşan, ama yine de çoğu zaman hak ettiği değeri görmekte zorlanan bir insan… Çalışma hayatında, evde, sokakta, her yerde biz varız. Peki, gerçekten var mıyız, yoksa varlığımızı kabul ettirmek için durmadan bir ispat mücadelesi mi veriyoruz? Toplum bize birçok rol biçti: “İyi anne ol, fedakâr eş ol, çalış ama evi de ihmal etme, güçlü ol ama çok da belli etme…” Oysa kadın, tüm bu kalıplara sığmayacak kadar güçlü ve özgün bir bireydir. Kadın olmak, sadece bir cinsiyet değil; bir kimliktir, bir duruştur, bir direniştir. Kimi zaman iş yerinde başarısıyla, kimi zaman bir çocuğun gözlerine umut olabilmesiyle, kimi zaman ise sessizce çektiği yüklerle dünyayı değiştiren kadınlar var. Onlar, göz ardı edilen emeğiyle bir evi ayakta tutanlar; kariyerinde ilerlemek için iki kat fazla çalışanlar; bir haksızlığa karşı sesini yükseltenler… Ve en önemlisi, kadınlar birbirine güç verirse, değiştiremeyecekleri hiçbir şey yoktur. Kadın kadının yoldaşı olmalı, rakibi değil. Birbirimize destek olmayı öğrendiğimizde, bu düzeni değiştirmek mümkün. Çünkü kadın olmak, sadece bir birey olmak değil; dünyayı değiştirebilecek bir güce sahip olmak demektir. Öyleyse, varlığımızı kimseye ispat etmeye çalışmadan, olduğumuz gibi, gücümüzle ve cesaretimizle ilerleyelim. Çünkü kadın olmak, en büyük devrimdir.