Hayat çoğu zaman planladığımız gibi ilerlemez. Küçükken kurduğumuz hayaller, büyüdükçe şekil değiştirir. “Asla olmaz” dediklerimiz olur, “asla vazgeçmem” dediklerimizden vazgeçeriz. İşte tam da bu yüzden hayat, bize istediklerimizi değil; ihtiyacımız olan dersleri verir. Bazen bir kapı kapanır. İçimiz acır, anlam veremeyiz. Nedenini sorgular, kendimizi suçlarız. Oysa bilmeyiz ki kapanan o kapı, bizi daha doğru bir yola yönlendirmek içindir. Hayatın en büyük sürprizi de budur: Kaybettim sandığımız yerde aslında yönümüz değişir. İnsan en çok sabretmeyi öğrenirken büyür. Beklerken, susarken, içine atarken… Ama zaman geçtikçe şunu fark eder: Hiçbir duygu kalıcı değildir. Ne acı sonsuza kadar sürer ne de mutluluk hep aynı kalır. Hayat bir mevsim gibidir; kışın ortasında baharı hayal etmek zor olsa da, toprak en çok soğukta güçlenir. En kıymetlisi de şudur: İnsan, en çok kırıldığı yerden olgunlaşır. Kalbi yara almayanın merhameti eksik kalır. Ağlamayanın duası derin olmaz. Bu yüzden yaşadıklarımız bize yük değil, aslında kim olduğumuzu hatırlatan izlerdir. Belki bugün her şey istediğimiz gibi değil. Belki içimizde yarım kalmış cümleler, cevapsız sorular var. Ama hayat aceleye gelmez. Her şey tam zamanında olur. Çünkü kader, sabırsız olanı değil; sabreden yüreği ödüllendirir. Ve günün sonunda şunu anlarız: Hayat, başımıza gelenler değil; başımıza gelenlere rağmen nasıl ayakta kaldığımızdır.

